• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
www.omerkiziltan.com

Arş. Gör. Ömer KIZILTAN

Kişisel Web Sayfası

Lise Felsefe Dersi Üstüne

LİSE FELSEFE DERSİ ÜSTÜNE



Yılmaz Murat BİLİCAN

  

        Bugünlerde felsefe dersinin liselerin son sınıflarına, bütün alanlar için,  zorunlu ders olarak konulması üstüne konuşulmakta. Bir bakıma, felsefenin eğitimimize dönüşü, ya da döndürülme girişimi kutlanmakta. Bu pırıltılı geri dönüş kuşkusuz sevindirici, umut vericidir. Toplumsal sorunlarımızın her geçen gün daha karmaşıklaştığı, her geçen gün bu sorunların, daha nitelikli, daha bilinçli insanları gereksindiği günümüzde, yeni kuşaklara felsefe eğitimi vermenin önemi çok açıktır.

       Biz bu yazımızda, felsefe eğitiminin önemi üzerinde durmayacağız. Hem bu konuda söylenebilecekler kanımızca söylenmiştir, hem de içinde bulunduğumuz toplumsal pratik bize bu önemi göstermiştir. Bizim yapmaya çalışacağımız, işin içinde olmamızdan da kaynaklanan cesaretle, uygulamada karşımızda duran kimi sorunlara bakmak olacaktır.
        
        Toplumsal olarak son on yıllarda yaşadığımız ve yaşamın hemen her alanını etkileyen çöküntü dönemlerinin ciddi bir yansımasını da eğitimde görmekteyiz. Felsefe eğitimiyle ilgili şimdi içine girdiğimiz süreç ise bir itibar iadesi gibi görünüyor. Ancak köprülerin altından çok suların aktığı da bir gerçek. İtibar eski pırıltısını koruyor belki ama, felsefenin kendisi şu anda ne halde? Durup bir bakmak, belki de, sevinirken bir yanımızın neden buruk kaldığını yanıtlayacaktır.

       Kimdir kendilerine zorunlu felsefe dersi okutacağımız lise son sınıf öğrencileri? Bu öğrencileri iki gurupta toplayabiliriz. Üniversite sınavını kazanıp, bir üniversiteye girme umudu olanlar ve olmayanlar. Birinci guruba giren, yani üniversite sınavı için umudu olanlar, lisedeki derslerinin yanı sıra, dershanelere gitmekte, ayrıca zaman zaman özel dersler almakta olan öğrencilerdir. Bu öğrencilerin çoğu aynı zamanda günde yüz yüzelli test sorusu çözmektedirler.
        
       Bu öğrenciler, özel okulların, anadolu liselerinin, yabancı dil ağırlıklı liselerin ve bazı merkezi liselerin öğrencileridirler. Lise ikiden başlayan acımasız bir yarışın içindedirler. Dersane, özel ders, okul üçgeninde her şey üniversite içindir. Bu son iki yıl, Adana, Denizli, Bolu düzleminde geçer. Bu öğrenciler okulda aldıkları derslere ister istemez, üniversite sınavında, soru kazandırıp kazandırmaması bakımından bakarlar. Felsefe dersi, fen, türkçe-matematik sınıfları için tamamen bir zaman kaybı olarak görülür. Sosyal sınıflar da ‘kaç soru çıkacak?’ düşüncesinden kurtulamamaktadır. ‘ Biz felsefeyi seviyoruz, biz düşüneceğiz, biz okuyacağız ama sonra hocam, sınavdan sonra, üniversiteye girdikten sonra...’

        Bir de üniversite sınavında umudu olmayan öğrenciler vardır. Felsefe dersine zemin oluşturabilecek herhangi bir altyapıları yoktur. Son okumaları, ortaokulda, ödev olarak verildiğinden, Ömer Seyfettin’de kalmıştır. Kavramları yoktur.  Onlar için felsefe Mars gezegeninden gelmiştir ve Mars’ca konuşmaktadır. Yıl boyunca okutulan felsefe dersinden geriye, ezberlenmiş bir-iki kavram, bir-iki ad, ezberlenmiş ama asla kullanılmayan bir-iki kavram kalır sadece.
        
       Felsefe eğitiminin verildiği, verileceği öğrenci tipolojisi budur. Tabi ki bu noktada, ‘işte zaten bize düşen görev de bu durumu değiştirmektir’ denilebilir. Bize göre de görevlerimiz bu noktadan başlamaktadır. Ancak kimse felsefe dersinden mucizeler beklememelidir. Zemini iyi tahlil etmeden vereceğimiz felsefe eğitimi bizce bir anlam taşımaz. Genel doğruların arkasına sığınmamalıyız. ‘felsefe dersi  okutulması iyidir.’ Bu herkesin katılacağı bir genel doğrudur. Felsefe dersi okutulmalıdır, ama ne zaman, nasıl, hangi koşullarda?

     Eğer öğrencilerimize ‘felsefi bilginin özelliklerini’ maddeler halinde yazdırıyor, sonra da sınavda soruyorsak, onlara bilgi sevgisini, özgür düşünmeyi, eleştirel olmayı, soru sormayı öğretemiyorsak, felsefeyi sevdiremiyorsak, felsefe dersinin zorunlu olması, ders saatinin çok olması neye yarayacaktır.
       
       Peki biz genç kuşaklara felsefe dersini nasıl sevdireceğiz. Felsefeyi genç beyinlerle nasıl tanıştıracağız? Bize göre, lise sonlara zorunlu felsefe dersi koymak sevindirici fakat küçük bir adımdır. Lise son sınıfların yukarıda değinmeye çalıştığımız ortamı nedeniyle, felsefe dersinin şu anda okutulma şekli nedeniyle bu adım küçük bir adımdır. Şu noktayı gözden kaçırmamalıyız, felsefe dersi şu andaki uygulandığı haliyle hiç de öyle özgür düşünceli, soran, sorgulayan genç kuşaklar yetiştirmemektedir.

       Şu anda felsefe dersinde yaşamakta olduğumuz en önemli sorun belki de, dersin bir alt zemininin olmamasıdır. Lise sona kadar temel bir takım kavramlarla hiç tanışmadan gelen çocukların karşısına çıkan bir felsefe öğretmeninin yapabileceği bir şey yoktur. Öğrencinin talebi, alışkanlıkları doğrultusundadır: ‘yazdır hocam, ezberleyelim.’ Felsefe öğretmeni bu son bir yılda zamanla yarışarak öğrencilerin bu bağımlılığını kıramamaktadır. Öyleyse... Öncelikle felsefe eğitimine lise sonlar açısından değil, ‘orta eğitimde felsefe eğitimi’ açısından bakılmalıdır. Lise birinci sınıfta bir ‘düşünce tarihi’ dersi konmalıdır. Bu ders arka arkaya gelen  bir düşünceler, düşünürler sıralamasıyla ayakları yere basmayan bir derse dönüşmemelidir. Düşünce akımlarıyla toplumsal yapılar ilişkilendirilmeli, ders bir yanıyla uygarlık tarihi olmalıdır. Lise ikinci sınıfta ise felsefi düşüncenin temel kavramlarını vermeyiş amaçlayan bir ‘felsefeye giriş’ dersi uygun olacaktır. Lise son sınıfta düşünce tarihini, felsefenin temel kavramlarını özümsemiş öğrencilerle felsefe dersi yapmak, felsefe yapmak çok zevkli olacaktır. Lise sonda felsefi metinler okutulmalı ve ders bir seminer dersi şeklinde düşünülmeli ayrıca öğrencilerle bir tez çalışmasına da girilmelidir. Bu dersler her şeyden önce ezbercilikten uzak, yaratıcı düşünceyi geliştirici bir yöntemle verilmeli, ayakları yere basmalıdır. Aksi halde biz, felsefe dersinin çok önemli olduğu noktasından pek ileri gidemeyiz.
        
        Liselerde şu anda, her birine ayrı ayrı saygı duyduğumuz yazarların kitapları okutulmaktadır. Kitap sayısı çoktur, fakat birbirlerine çok benzemektedirler. Bize göre, bu kitaplar şu anda, felsefe dersinin arzuladığımız amaçlarına hizmet etmekten çok uzaktırlar. Kuşkusuz bunda MEB programının, Talim Terbiyenin sınırlandırmalarının payı büyüktür. Felsefe ders kitapları, şu anki görünümleriyle, her şeyi vermek isteyen, ama hiçbir şey vermeyen, ezberlemeyi öğrencilere dayatan bir görünümdedirler: ‘İrade özgürdür diyenler, demeyenler. Diyenlerin kanıtları, demeyenlerin kanıtları.’ ‘Evrensel bir ahlak yasası vardır diyenler, demeyenler. Diyenlerin öznel bir temelden hareket edenleri, etmeyenleri...’
        
        Öğrenci birden bire, üniversite telaşında bir sürü kavram ve filozofla karşılaşınca tabi bir karmaşa yaşamaktadır. Ders kitaplarında ve programda, felsefi sorunlar ve filozofların düşünceleri tarihsel bağlamdan, toplumsal bağlamdan kopuk olduğu için bir türlü yerli yerine oturmamaktadır. Örneğin, bilgi, varlık, ahlak, siyaset felsefelerinde, hemen her ünitede öğrenci Platon’la karşılaşmakta, fakat Platon’un  düşünce sistemini bütün olarak bir türlü kavrayamamaktadır. Felsefe ders kitabı, bütün bu sorunlarından arındırılmalı, yenilenmelidir. Belki de öğrencileri çeşitli kaynaklara yönlendiren bir klavuz olmalıdır.
       
     Felsefe öğretmenine de çok büyük görevler düşmektedir. Felsefe öğretmeni, düşünen araştıran, sorgulayan, üretken bir konumda olmalıdır. ‘Yaz çocuğum, bilimin özellikleri şunlardır’ noktasından kurtulmalıdır. Her felsefe öğretmeni her yıl kendisini sorgulamalı, felsefe eğitiminin nasıl daha iyi olabileceği konusunda kafa yormalıdır. En değerli önerilerin bizzat pratiğin içinde olan felsefe öğretmenlerinden geleceği doğaldır. Bu anlamda bütün felsefe öğretmenlerini durup düşünmeye, önerilerini sesli olarak dile getirmeye davet ediyoruz.
     
         Hoş geldin felsefe, sevinçliyiz ama...  


http://www.nacisensoy.8k.com/ymb1.htm internet sitesinden alınmıştır.
Takvim
Reklam
Bu alana reklam verebilirsiniz