• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
www.omerkiziltan.com

Arş. Gör. Ömer KIZILTAN

Kişisel Web Sayfası

Lise Felsefe Ders Kitapları


LİSE FELSEFE DERS KİTAPLARI



Yılmaz Murat BİLİCAN


         Kendimi bildim bileli bizim Milli Eğitim Bakanlığımız ve okullu çocuğu olan aileler için her yıl bir ders kitapları sorunu yaşanır. Milli eğitim, ders kitaplarını bazen kendi belirler, bazen öğretmenlere seçtirir, bazen veliye seçtirir ve ne yapacağını bir türlü  bilemez. Değişen iktidarlarla birlikte değişen  anlayışları da hesaba katarsak, bu sorun  çözülecek gibi de görünmemektedir. Ders kitabı hazırlayan değerli bilim adamlarımız talim terbiyenin ölçütlerine uymak, söyleyecek sözünü bu ölçütlere uydurmak zorundadır. Velilerimiz ise, her yıl listelere bakıp, yazar-yayınevi öğrenip,  kitapları çocuklarının çantalarına doldurunca bir sonraki yıla kadar rahatlamış olurlar.

         Sonuçta ortaya şöyle bir tablo çıkar: Birbirinin hemen hemen aynısı olan onlarca kitap, onlarca yazar ve bir şeylerin alınıp satıldığı ticari bir pazar. Yayınevleri okul-öğretmen avcılığına çıkar ve öğretmen kurul toplantılarında şöyle konuşmalar geçer: ‘Arkadaşlar, biliyorsunuz okulumuza A yayınevi 150 papatya sandalye ve bir televizyon teklif ediyor, B yayınevi ise 100 sandalye ve bir bilgisayar veriyor ihtiyaçlarımızı hepimiz biliyorsunuz bunlardan birini seçelim’ ya da ‘Okulumuzun öğrencilerinin ekonomik durumunu biliyorsunuz, yine aynı yayınevini seçersek kitaplar yeniden kullanılabilecek’ vb.

         Bu tablo nasıl değişebilir, değişebilir mi? Tartışalım: Acaba üzerinde bu kadar fırtınalar koparılan ders kitapları bu kadar önemli mi ya da neden bu kadar önemli? Kanımızca Milli Eğitim sistemimizde ezberci yapı , hazıra konmacı yapı  hiçbir şekilde kırılamadı, kırılamıyor da. (Bu konuda düşünmeyi başka bir yazıya erteleyip konumuza dönelim.) Bizim klasik ders işleme biçimimiz şöyledir: Sene başında şu ya da bu bir ders kitabı alınır ve birinci derste birinci konudan başlanılır. Sırasıyla kitaptaki konular işlenir. Eğer öğretmen dersi anlatıyorsa, öğrenci kitapta yazılanları bir de öğretmenden duyar, öğretmenin üzerinde daha fazla durduğu konuların altını çizer, sınava kitaptan çalışır ve geçer. Eğer öğretmen yazdırıyorsa ders kitabı iyice değersizleşir, öğrenci yazdıklarından çalışır ve geçer.


         Dikkatinizi çekmiştir her şey hazıra konmacılık ekseninde olup biter. Ne öğrencinin ne de öğretmenin fazladan bir çalışma yapmasına gerek yoktur. Öğrencinin kitabı kolundadır okuluna gelir gider, öğretmenin de kitabı kolundadır. Ders kitabı biter (ya da bitmez) okul da biter. Oysa öğrencilerimizin hemen hiçbiri ders kitaplarını sevmez, yılsonuna doğru öğrencilerin kitaplara karşı gösterdikleri tutum bunun kanıtıdır. Her ders kitabında okuma parçaları vardır, kimse okumaz ne öğretmenler ne de öğrenciler.( zaten adları oku-ma parçası) Her konunun başında ‘hazırlık çalışmaları’, sonunda da ‘sorular’ vardır bunları da kimse okumaz. Hele her kitabın sonunda yer alan (ve yer alması zorunlu mudur, zorunluysa kim zorunlu yapmıştır bilemeyeceğimiz) ‘Öğretmen Marşı’ adlı ucubik şiiri kimse okumaz.

         Bize göre, öncelikle, ders kitapları dersin temel öğesi olmaktan çıkarılmalıdır. Bunu yapacak olan da öğretmenlerdir. Ders öğretmeni dersin amaçları doğrultusunda kendi yıllık çalışma programını hazırlamalı (bir önceki yılın planının tarihlerinin değiştirilerek yeniden yazılmasıyla oluşturulan yıllık planları kastetmiyoruz.) ve bu plan doğrultusunda öğrencilerine kitap değil kitaplar önermelidir. Bu kitaplar hem yıl boyunca hem sonrası için de öğrencilerin temel kaynak kitapları ve aynı zamanda her öğrenci için kişisel kitaplığını kurmanın ilk adımları olmalıdır. Öğretmen dersini bir ders kitabından değil, elindeki zengin kaynaklardan derleyerek anlatmalıdır. Bize göre öğretmen, öğrencisine hazır reçeteler vermemeli ders konularını yazdırmamalıdır. Öğretmenin öğrenciye verebileceği en değerli şey, onları okumaya, sormaya, araştırmaya sevk etmektir.

         Konumuz felsefe dersi ve bu dersin kitapları olunca durum biraz daha incelik kazanıyor. Çünkü felsefe dersi birkaç açıdan diğer derslerden ayrılıyor. Birincisi, felsefe dersiyle öğrenci lise son sınıfta, yani orta öğretimin son yılında karşılaşıyor; ülkemizdeki yüksek okullaşma oranlarını da düşünürsek , öğrencilerin hemen  tamamı için aynı zamanda bu bir son karşılaşma anlamını da taşıyor. İkincisi, felsefe ve felsefeyle ilgili kavramların hemen hepsi öğrencilerin ilk kez duydukları, son derece yabancı oldukları kavramlardır. Bu açıdan ve felsefe dersinden beklediklerimiz açısından felsefe ders kitaplarına baktığımız zaman, genel olarak ders kitapları için yukarda söylemeye çalıştığımız eleştiriler daha bir önem taşıyor.

         Felsefenin ne olduğunu, nasıl bir bilgi türü olduğunu, diğer temel kültürel etkinlik alanlarıyla ilişkilerini, felsefenin belli başlı disiplinlerini, insanlık ortak kültürünün ve düşünce dünyasının temel kavramlarını, tarihsel süreçte felsefecilerin ortaya koydukları önemli kuramları öğrencilere kazandırmak ve onlarda her konuda düşünebilme, olup bitenleri sorgulayabilme, soru sorabilme, hoşgörülü olabilme,  eleştirel ve akılcı bakabilme gibi özellikler kazandırabilmeyi amaçlayan felsefe dersi için yukarıda da belirttiğimiz şu gerçeğin altını çizmeliyiz: felsefe dersi almaya başlayan lise son sınıf öğrencisi bu derste duyduklarını ilk kez duyacaktır, yani hiçbir ön hazırlığı yoktur.

         Her öğretim yılında yaklaşık altmış ders saati vardır, bu altmış ders saati içinde yaklaşık yüz filozofun adı geçer, yani ders başına iki filozof düşer. İlk kez duyulacak olan yüz filozofun yanısıra bunun yaklaşık iki katı kadar da yeni kavramla tanışılacaktır. Felsefe ders kitaplarına baktığımızda ilk dikkatimizi çeken bu bilgi yığılması olmaktadır. Felsefe ders kitaplarının hepsinin ortak özelliği , neredeyse hiçbir konuyu dışarıda bırakmamacasına hepsine yer vermeleridir. Bu durum başta olumlu gibi görünse de lise son sınıf öğrencisinin alt yapısının yetersizliği düşünüldüğünde sonuçta her şey ama hiçbir şey noktasına gelmektedir. Bazı yazarlar bu yaklaşımları sonucu, bize göre, fazla ayrıntıya girmiş, bazı yazarlar ise aynı yaklaşımları sonucu ,yine bize göre, ayrıntıya girme tehlikesinden korunmak için konuları fazlaca şematize etmiş böylece felsefe dersi konuları neredeyse maddeler halinde işlenmiştir.

         Hiçbir felsefe kitabında işlenen felsefe konuları temellendirilmemiş konular ikna edici bir şekilde verilmemiştir. Hani sanki kendisine filozof denilen insanlar var, bunlar herkesten başka düşünür ve söylerler, tek başlarına insansız bölgelerde, felsefe kitaplarında yaşarlar. Konuların temellendirilmesi, ikna edici bir şekilde işlenmesi belki de ders öğretmeninden beklenen bir çaba, ama aynı konuda ders kitabının da, işi yeterince zor olan öğretmene yardımcı olması beklenir. Felsefe ders kitaplarında  filozofların yaşadıkları dönemle, birbirleriyle bağları kurulamamıştır. Nasıl tarih kitaplarımız, bir savaş muhabirinin bize cepheden bildirdiği ,kralların, padişahların nasıl savaştıkları bilgileri gibiyse, felsefe kitaplarımız da filozofların bambaşka dünyasından esintiler gibi görünmektedir.

          Felsefi bilginin  temel özelliklerinden biri olarak,  sistemli ve bütünsel olmasıdır diye yazan ders kitaplarının hiçbiri  önemli filozofların düşünce sistemlerine bütünsel yaklaşamamamışlardır. Örn. Bilgi felsefesi ünitesindeki Platon, varlık felsefesindeki Platon, estetikteki Platon, siyaset felsefesindeki Platon ayrı ayrı kişiler gibi durmaktadırlar. Ders kitabını okuyan öğrenci Platon’un düşünce sistemini değil ayrı ayrı Platon’ları tanımaktadır. Konuların işlenişi sırasında tarihsel ve toplumsal alt yapı tamamen gözardı edilmiş, bu durum felsefe konularının, iyice öğrencilerden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.

     Öte yandan bütün felsefe kitaplarında şematize edici bir tutum dikkatimizi çekmektedir. (tek tek kitapların içeriklerinde farklılıklar görünmekle birlikte, başlıkları hemen hemen aynıdır.) Her birine saygı duyduğumuz, içlerinde çok değerli hocalarımızın da bulunduğu felsefe ders kitabı yazarlarının, belki de basitleştirme, öğrencilerin düzeyine indirgeme kaygılarından kaynaklanan bu durum, felsefe dersi için (ona hiç yakışmayan)  ezbercilik tehlikesini de doğurmaktadır. Değerli yazarlarımız sınavlarda öğrencilere şöyle sorular sorulduğunu biliyorlar mı bilmem? ‘ Evrensel ahlak yasasının varlığını reddeden filozofları yazınız.’ Veya ‘varlık maddi değildir diyenleri yazınız’ vb.

         Öyleyse bir felsefe ders kitabı neyi amaçlamalıdır: felsefe dersinin belki de en temel amacı öğrenciyi, düşünmeye, sormaya, sorgulamaya, söylemeye sevk edebilmektir. Bu amaçla insanlığın tarihsel serüveninde hangi sorulara kafa yorduğu, bu sorulara nasıl yanıtlar ürettiği ön plana çıkarılmalıdır. Felsefi sorunlara belli başlı filozofların yaklaşımlarını bilmek kuşkusuz önemlidir, ancak bize göre o felsefi sorunların kendisinin bizler için de üzerine kafa yorulacak sorunlar haline gelmesi daha da önemlidir. Felsefi sorunlar ancak böyle algılandığında aynı sorunlara filozofların nasıl yaklaştığı merak edilebilir. Ders kitaplarımız, önce konuyu tanımlıyor sonra konuyla ilgili kavramları tanımlıyor en sonunda da temel yaklaşımları veriyor. Oysa ele alınacak konu üstünde düşünme, bizi zaten kavramlara götürecektir, farklı olarak kendimiz gitmiş olacağız, konu üstüne düşünmemiz bizi aynı zamanda farklı düşüncelere de götürecek ve buradan temel felsefi yaklaşımlara varacağız. Yani vurgu felsefi sorunun kendisinde odaklanacak sonuçta her şeyi hazır bulup öğrenmek yerine, öğrencilerimizle birlikte biz de felsefe yapmanın  hazzını  alacağız.

          Biz bu yazımızda genel olarak ders kitaplarına özel olarak da felsefe ders kitaplarına yine pratiğin içinde olmamızdan kaynaklanan bir cesaretle yaklaşmaya çalıştık. Felsefe ders kitaplarını, tek tek ele almak bu yazımızın çerçevesini aşacağından, hepsinde ortak olarak gördüğümüz ve bizi ilk etapta rahatsız eden noktalar çerçevesinde ele aldık.(Yazdığı ders kitaplarında kişisel görüşlerini dile getirerek, nesnellikten uzaklaşan, politik ortamın etkisiyle kitabını bu ortama göre biçimlendiren yazarlara yönelik eleştirilerimiz saklıdır.)

       Yeniden başa dönmek pahasına, felsefe öğretmenleri için bir daha söyleyelim, bizim dersimiz için ders kitabından çok, başında ‘ders’ olmayan kitaplar söz konusu olmalıdır. Kuşkusuz ders kitaplarını inceleyip, var olanların en iyisini seçeceğiz.(seçmek zorunda olduğumuza göre, şimdilik) ve bu kitaptan da yararlanacağız. Ama dersimizi öğrencilerimize, bir felsefe tarihi, bir felsefe sözlüğü ve her konuyla ilgili kaynak kitaplar ve metinlerle götürmeliyiz. Felsefe öğretmeninin işi her zaman zordur. Hepimize kolay gelsin.


http://www.nacisensoy.8k.com/ymb2.htm internet sitesinden alınmıştır.
Takvim
Reklam
Bu alana reklam verebilirsiniz